7 Eylül 2020 Pazartesi

2020 YILI AFET İSTATİSTİKLERİ RAPORU

Merhaba arkadaşlar,

Her gün haberlerde bir afetin meydana getirmiş olduğu yıkımları izliyoruz. Üstelik ülkemizin jeomorfolojik yapısından dolayı farklı doğa kaynaklı afetlere rastlamamız da kaçınılmaz. Peki, bu afetlerin hangi illerde ve bölgelerde daha fazla görüldüğünü, riskli olan bölgelerin belirlenmesinin ne gibi bir faydası olabileceğini biliyor muyuz? Bu sorulardan yola çıkarak bu yazımda, meydana gelen doğa kaynaklı afetlerin istatistiklerini AFAD’ın resmi sitesinden yayınlamış olduğu ‘2020 Yılı Afet Riskleri’ raporundan faydalanarak değerlendirmeye çalışacağım. 

Afetler nedeniyle oluşan can kayıplarının yüzde 60’ını depremler oluşturmaktadır. AFAD Deprem İzleme ve Değerlendirme merkezinin kayıt altına almış olduğu değerleri incelediğimizde, 2017 yılında toplam 34.009, 2018 yılında 15.352, 2019 yılında ise 23.646 tane deprem yaşanmıştır. Yani son üç yılda yaklaşık 73 bin deprem meydana gelmiştir. Bu sayılar, aktif bir fay hattı sistemi üzerinde olduğumuzu ve depremlere karşı daha dayanıklı binalar inşa etmemiz gerektiğini bir kez daha hatırlatmaktadır. 2020 yılının ilk yarısında ise 4 büyüklüğünün üzerinde kayda geçen 5 büyük deprem meydana gelmiştir. Bilinen bu veriler ile birlikte oluşturulan ‘Afet Tehlike Haritaları’ ile riskli bölgelerin bilinmesi, afet öncesi, sırası ve sonrası stratejik planlama, müdahale ve iyileştirme aşamalarında gerekli tedbirlerin doğru ve güvenilir şekilde alınması bakımından önem arz etmektedir.

Türkiye’de meydana gelen bir diğer doğa kaynaklı afet heyelandır.  AFAD’ın bütünleşik afet tehlike haritalarına paralel olarak hazırladığı ‘Afet Risk Azaltma Sistemi’ (ARAS); heyelan afeti için potansiyel alanların tespitine yönelik bir yazılım modellemesi projesidir. Bu proje tarafından oluşturulan haritalandırmayı ve 2020 yılı afet riskleri raporundaki istatistiki değerleri incelediğimizde, Trabzon’un 1.673 (2009-2019 yılları arası) heyelan yaşaması nedeni ile ilk sırayı aldığını görmekteyiz. Trabzon’u takiben, 1.319 (2009-2019 yılları arası) heyelan olayı ile Rize gelmektedir. Hangi ilin ne kadar sayıda heyelan afeti yaşadığına rapor üzerindeki haritalardan ulaşabilirsiniz. Genel olarak bölge bazında baktığımızda başta Karadeniz Bölgesi olmak üzere, Doğu Anadolu ve Orta Anadolu bölgeleri heyelanların sıkça geliştiği alanlar olarak görülmektedir. Bu verilerin elde edilmesi ile tehlikeli bölgelere yönelik risk ve zarar azaltma çalışmaları yürütülmektedir.

Ayrıca geçmişte yaşanmış afetlerin değerlerinin ve istatistiklerinin bulunması, gelecekte yaşanacak afetler için bir öncü niteliği taşımaktadır. Bu değerler afet yönetim aşamalarının her bölümüne dâhil edilirse, başarılı bir afet yönetimi gerçekleştirilmiş olacaktır. Örneğin 1999 Büyük Gölcük Depremi bizler için büyük bir tecrübe olmuş ve AFAD’ın temellerinin kurulmasına öncü olmuştur.  Bununla birlikte elde edilen veriler, saha tecrübelerinin artmasına ve alınacak tedbirlerin geliştirilmesine de katkı sağlamaktadır.

Özetleyecek olursak, afetler her yerde ve her an meydana gelmektedir. Afet öncesi, risk azaltma çalışmalarında alınacak en temel değerler de, yaşanmış afet olaylarına ilişkin elde edilmiş verilerdir. Bu değerler ışığında yalnızca odaklanılması gereken tehlikeli alanlara yönelik başarılı bir afet yönetimi gerçekleştirilebilir. Yani, genel tabloyu görmek geniş bir bakış açısına sahip olmak için gerekli bir unsurdur.

Mısra YILDIRIM- ASÜ/AYAY

30 Ağustos 2020 Pazar

OBRUKLAR

 Merhabalar değerli okurlar,

Sizlere bu yazımda obruklardan bahsetmek istiyorum. Son yıllarda obruk ismini mesleğimiz ve bölümümüz gereği epey duyar olduk peki obruk nedir, obruklar nasıl ve neden oluşur, doğal bir olay mı yoksa insan faktörü de var mı, oluşmaması için neler yapmalıyız…

Afeti oluşturan faktörler, doğal ve insan kaynaklı faktörler olmak üzere ikiye ayrılır. Doğa kaynaklı faktörlere müdahale de bulunamasakta insan kaynaklı faktörlere müdahale edebilir ve afetin can ve mal kaybını azaltabiliriz.

Obruklar, yer altı suyuyla karşılaştığı zaman eriyebilir nitelikte kayaçların olduğu bölgelerde yer altında başlayan küçük erime boşluklarının zaman içinde büyümesi ve üstteki tabakaların ağırlığını taşıyamayıp ani çökmesiyle düşey doğrultuda gelişmiş, dik kenarlı, derin, baca veya silindir şeklindeki doğal karstik kuyulardır. Derinlikleri 400-500 metreyi bulanları vardır. Alt kısımlarından genellikle, yeraltı mağarası veya yeraltı akarsu yataklarına açılırlar. Böylece yüzeysel akışın yutulduğu birer düden görevi görürler. Oluşumlarında erime veya çökme olayları rol oynamaktadır.

Ülkemizde obruklar İç Anadolu bölgesinin Konya, Karaman, Ereğli, Aksaray ve Tuz Gölü arasında kalan obruk platosu olarak adlandırılan kesiminde oldukça yaygın olarak görünür.

KPSS çalışanlar bilir, karşımıza sürekli Konya Türkiye’nin tahıl ambarıdır kalıbı gelir. TÜİK verilerine bakacak olursak 2014-2018 de Türkiye’de en fazla mısır ve yonca üreten ikinci il Konya’dır. Mısır ve yoncanın suya fazla ihtiyaç duymaları, yağış oranının azalması (doğal), yeraltı sularının fazla kullanılması (beşerî) ve toprak yapısı (doğal) ele alındığında Konya bölümünde obrukların oluşması kaçınılmaz bir hal almaktadır.

Konya Jeoloji Mühendisleri Odası başkanı Prof. Dr. Fetullah ARIK, Karapınar bölgesinde 2017 yılına kadar 300, geçen yıl 9, bu yıl da 11 obruk meydana geldiğini söylüyor. Konya’da oluşan obruklar, yerleşim yerlerinin yakınında, tarlaların ortasında veya kara yollarının yakınlarında olduğu için gün geçtikçe orada yaşayan halkı tedirgin etmektedir.

En önemli faktörlerden birisi de kuyulardan ve yer altı su kaynaklarından suyun pompalanması, doğal yeniden doldurma sürecinden daha hızlı olduğu için bu bölgelerde obruk ve çöküntü olma ihtimali yükseliyor. ABD de California San Joaquin Vadisindeki çökmeler ve eski bir göl yatağı üzerine inşa edilmiş olan Mexico City'de olağanüstü çökme örneklerinden biri meydana gelmiştir. 20. yüzyılın ilk yarısında, şehrin altındaki doygun sedimanlara binlerce kuyu batmıştır. Su çekildiği için kentin bir bölümü yaklaşık 6-7 m çökmüştür. Bazı yerlerde binaların ikinci katı sokak seviyesine inmiştir.

Obrukların oluşumunu engellemek için obruk oluşan alanların jeolojik-jeofizik olarak risk haritası oluşturulmalı, obruk oluşum sahaları sürekli izlenmeli, ruhsatsız su kuyuları kontrol altına alınmalı ve yöre halkına yönelik eğitim seminerleri verilmelidir.

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, hoşça kalın.

Lütfi KARAKAŞ-SÜ/AYAY