1 Haziran 2020 Pazartesi

OLASI İSTANBUL DEPREMİ ÇALIŞTAYI

Merhaba değerli okurlarım,

Bu yazımda sizlere, Olası İstanbul Deprem Çalıştayı hakkında önemli olduğuna inandığım bazı bilgiler vermeye çalışacağım.

Birçoğumuzun bildiği üzere Türkiye aktif fay hatlarının üzerinde bulunan bir deprem ülkesidir. Türkiye’deki afet risk profili şöyledir: Nüfusun %70’inin deprem bölgelerinde yaşamakta olduğu, ülke yüzölçümünün %66’sının aktif fay hatları üzerinde bulunduğu ve son yüzyılda gerçekleşen doğal afetlerde kayıp ve hasarların %75’i deprem kaynaklıdır. Son zamanlarda yaşanan depremlerin sıklığı ve gündemdeki yeri, bizleri bu konuya bir nebzede olsa yakınlaştırdı. Acaba İstanbul’da ne zaman deprem olacak? Olursa neler ile karşılaşacağız gibi çeşit çeşit sorularınızı duyar gibiyim. Bende bu yazımda sizler için İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB)’nin hazırladığı “Olası İstanbul Deprem Çalıştayı’ nı inceledim.

İstanbul Deprem Çalıştayı (İDÇ), olası bir deprem kaynaklı afetin etkilerinin en aza indirilmesine yönelik eylemlerin tanımlanması, zararların azaltılması ve yeniden yapılanmaya yönelik adımların belirlenmesi amacı ile gerçekleştirilmiştir. Bir bakıma, İstanbul’ u afete dirençli bir şehir haline getirebilmek için karar alma süreçlerinde paydaşların bilgi birikimlerinden faydalanılabilecek ortam oluşturulması hedeflenmiştir.

Çalıştay’da Dayanıklı Kentler Yaratmak için 10 Temel Prensip çalışmasından yola çıkılarak –

-          Afet Risk Yönetimi ve İletişimi

-          Acil Durum Yönetimi

-          Riski Anlamak

-          Dayanıklı Mekânsal Planlama ve Gelişim

-          Afet Risk Finansmanı ve Risk Transferi

-          Ekosistem ve Doğal Kaynakların Korunması ile İklim Değişikliği Adaptasyonu başlıklı

6 ana tema belirlenmiş bu temalarla ilgili uzmanların panel ve yuvarlak masa oturumları ile bilgi ve görüşlerine başvurulmuştur.

Prof. Dr. Bohnhoff, İstanbul’un 2000 yıldan uzun süredir bir deprem geçmişi olduğunu ve tarihte büyük depremler yaşadığını vurgulamıştır. Tarihi kaynaklara göre tespit edilen en büyük deprem olan 1766 yılındaki depremde, 6 metrelik tsunami dalgalarının oluştuğunu belirtilerek, geçen 254 yıllık sürede fay hattında enerji sıkışması olabileceğini ifade etmiştir. Sizce bu enerjinin açığa çıkması durumuna yeterince hazırlıklı mıyız? 1999 yılında yaşadığımız depremin ardından tam 21 yıl geçti. Fakat İDÇ’ de süreç içerisinde afet riskinin azalma eğilimi göstermediği ve uluslararası düzeyde bir yapılandırmayı gerçekleştiremediğimiz belirtilmiştir. Bunun temel nedeni ise; afet riskinin azaltılmasına yönelik somut adımların atılmamış olmasıdır.

Yapılan çalışmalar neticesinde İstanbul’da şu an için beklenen en büyük deprem 7,4 olarak belirtilmiştir. Peki, binalarımız bu depreme dayanıklı mı? İstanbul’daki 1.166.000 binanın büyük bir kısmının deprem riski yüksektir. 7,5 büyüklüğünde olası bir deprem senaryosuna göre 194.000 bina orta ve üstü hasar, 48.000 bina ağır ve çok ağır hasar alabilir ve binlerce can kaybı yaşanabilir. Yani… İBB’ nin açıklamalarına göre binaların %22.6’sı çökecek, 25 milyon ton enkaz oluşacak, yolların yüzde 30'u kapanacak ve toplamda 120 milyar TL yapısal ve yapısal olmayan ekonomik kayıp yaşanacak.  Durumun ciddiyetini anlatabilmek adına sizinle somut bir hesaplama yapalım. Çökeceğine neredeyse kesin gözüyle bakılan bina sayısı 48.000, her binada 5 kişi olduğunu varsayarsak 240.00 insan demek. Dile bile kolay olmayan 240.00 kayıp… Daha da açıklayıcı konuşmak gerekirse Ardahan, Bayburt ve Tunceli’nin nüfusu kadar insan demek… Bir acı gerçek daha var ki hiçbir binada 5 kişi yaşamıyor ve bu yaşadığımız binalara bir nevi canımızı emanet ediyoruz. Bu sebeple kendi hayatlarımızla barışık olup, dayanıksız olan binalarımızı imar ile barıştırmayalım. Çalıştay’ da imar barış(affı) gibi uygulamalar ile mevzuatlara aykırı olarak inşa edilen yapıların hukuka uygun hale getirilmesinin eşitlik ilkesine aykırı olduğu belirtilmiştir.

Özetlenecek olursa; İstanbul Deprem Çalıştayı boyunca katılımcıların en çok ortaklaştıkları vurgu; depremin kendisinin değil, deprem gerçeğine aykırı kentleşmenin kayıplara neden olduğudur. Deprem bir doğa olayı iken, deprem koşullarını dikkate almayan kentleşme uygulamaları bu doğa olayını bir afete dönüştürebilmektedir. Dolayısıyla bir doğa olayının afete dönüşmesinin altında insan faktörü yatmaktadır.

Bu Çalıştay, İstanbul’un depreme dirençli hale gelmesi için yapılması gereken çok fazla iş olduğunu göstermekle beraber, bu zorlu süreci yönetebilecek kapasitenin de bulunduğunu kanıtlamıştır. Aksi halde, yıkıcı bir deprem karşısında risk azaltma önlemlerinin alınmasında geç kalınmış olunacak ve telafisi mümkün olmayan kayıplarla baş etmek zorunda kalınacaktır. Harekete geçilmediği takdirde, İstanbul’un depreminin, Türkiye’nin afeti olabileceği sonucuna varmışlardır.

“Felaket başa gelmeden evvel, onu önleyecek ve ona karşı savunulacak gerekleri düşünmek lazımdır. Geldikten sonra dövünmenin faydası yoktur.”

 Mustafa Kemal Atatürk

 

Gamze TAHİROĞLU/NKÜ/AYAY


25 Mayıs 2020 Pazartesi

YDS Yolculuğum

Merhaba sevgili okurlarım, 

Bu yazımdaki amacım benim gibi yabancı dil sınavına hazırlanan arkadaşlarımın ya da sadece genel İngilizce öğrenmeye çalışanlarımız varsa onlarla benim bu süreçte neler yaptığımı hangi yöntemleri uyguladığımı paylaşabilmek ve bu yolda çaba sarf eden arkadaşlarımızla ortak fikir alışverişi, öneri ve yardımlaşma sağlayabilmektir.

Hangi yöntemleri uyguluyorum? 

Arkadaşlarım bu yolda bence en önemli etmen zaman yönetimidir.

Başarılı olan her insanın hikâyesinde planlı ve programlı olmak vardır arkadaşlar ve bizde elimizden geldiğince kendimize uygun bir program oluşturmalı ve konularımızı haftalık olarak bölmeliyiz. İkinci önemli konu sadece gramer çalışmak. Ülkemizde uygulanan sınav formatları sadece gramer bilgisi istiyormuş gibi yanlış bir algıya kapılabilirsiniz ancak, gramer bilgisinin yanında dinleme, okuma, yazma ve konuşma becerilerinin geliştirilmesi de önem arz etmektedir. Bir diğer konu, bir dil sadece size konuşmayı öğretmiyor yeni bir kültür, yeni bir bakış açısı kazandırıyor bu çok kıymetli bir şey arkadaşlar. 

Tabi ki her güzel şey kolay elde edilmiyor bunun için emek vermek ve azimli olmak gerekiyor. Peki, ben nasıl çalışıyorum? Kendimi bu dile maruz bırakmaya çalışıyorum mesela telefonumun dilini İngilizce olarak değiştirdim. Instagram da artık İngilizce öğreten sayfaları takibe aldım. Türk dizisi izlemek yerine İngilizce altyazılı diziler izliyorum bu hem dinleme becerimi geliştiriyor hem de İngilizce kültürünü, deyimleri, onların konuşurken jest ve mimiklerini gözlemlememe yardımcı oluyor bunun dışında konuşulan kelimeleri not alıp tekrar yapıyorum böylece kelimeler kalıcı oluyor. Gündelik İngilizce haber sitelerinden takip etmeye ve okuyup anlamaya çalışıyorum, Günde 1 kere İngilizce müzik dinleyip sözlerine bakıyorum ve bende söylemeye çalışıyorum ve gün içinde o şarkıyı mırıldanmaya çalışıyorum. En çok faydasını gördüğüm yöntem ise kendi kendime İngilizce konuşmaya çalışıyorum. Kendime İngilizce sorular sorup yabancı dilde cevap vermeye çabalıyorum bunun konuşma yeteneğini geliştirmek için faydası tartışılmaz oluyor. Lütfen İngilizce konuşmaktan ve hata yapmaktan korkmayalım.

Benim yöntemlerim bunlardı sevgili okurlar peki siz bu yolcukta neler yapıyorsunuz sizin de önerilerinizi bekliyoruz. Şimdiden keyifli çalışmalar 😊

 

Sevda AYDIN/MAKÜ/AYAY